Son bir iki aydır yeni bir yazı yazmaya çalışıp yarıda bırakıyorum ama bu sefer yazacağım çünkü bu blog, benim gerçek kişiliğimi açığa vurabildiğim tek yer. Tabii bu gerçek kişiliğimse.
Bir de, sanki burayı (blogger'ı, okuduğum blogları, yazılarımı okuyanları (ki zaten toplam 5-6 kişi ediyor o da (sahiden, neden sanki büyük bir kitleye hitap ediyormuşumcasına konuşuyorum ben?(böyle bir kelime olmadığına o kadar eminim ki...) aslında buradaki herkese tek tek yazı bile yazabilirim)
Neyse, nerede kalmıştım? [kendi yazısını baştan okur ve silme dürtüsüne direnir]
Kısaca, buraya ihanet ediyor gibi hissediyorum. Çünkü biraz yukarıda, bitmeyen parantezler içinde bahsettiğim 5-6 kişinin bile bazen yazılarını okumadan geçip burada kafama göre yazı yayınlamak, bir konuşmada karşı tarafın dediklerini umursamadan konuya giren biri gibi hissettiriyor. Bunun için de yeni bir yazı yazıp tekrar konuya atlıyorum! (Gerçekten, bu konunun yazı yazma isteğimle ne ilgisi olduğuna dair bir bağlantı kuramadım. Devam etmeliyim sanırım.)
Öncelikle, şu gerçek kişiliğimi açığa vurma olayı artık öyle duygusal bir kriz falan değil, benim tercihim haline gelmiş durumda. İnsanlara kendimi kabul ettirebileceğimi biliyorum, fakat okuldan ayrıldığımda unutacağım insanlarla o kadar yakın ilişkiler kurmak istemiyorum zaten. Bunun en iyi yolu da olası amaçlarınıza uygun bir maske oluşturup (maske, kişilik, persona ya da başka bir şey, fikri anladınız zaten) bu maske aracılığıyla geçici ilişkiler kurmak. Bir oyundaki karakter yaratma gibi düşünün.
Mesela, okulda sık hastalanan, zayıf (fiziksel yönden, yani doğal seçilim daha etkili olsa ilk eleneceklerden biri olan gibi), biraz garip fakat başarılı bir öğrenci gibi davranıyorum. Bu dördünden üçü, her zaman için öğretmenlere çekici gelir. Son özellik, çoğu öğrencinin (elbette tamamen çıkarlarını gözeterek) bana yakın olmasını ve istediklerimi (gelecekte karşılığını alacaklarını düşünerek) yapmalarını sağlıyor. Üstelik, çalışkan öğrencilerin de beni doğal bir müttefik görmeleri sayesinde ben de önceki cümledeki ilişkiyi onlarla kurabiliyorum. Biraz garip olmamın nedeni de, bu maskeye uyamadığımda insanların bunu normal karşılaması. Bir de garip bir insanım, onun da etkisi var tabii.
Gördüğünüz gibi, okulda tüm ihtiyaçlarımı karşılayan, hatta oldukça başarılı bir öğrenci olmama yardımcı olan tüm özellikler, alabildiğine tek boyutlu bir karakter üzerinde. Zaten hep hikayeler oluşturmayı seven biri olduğumdan, farklı yerlerde farklı davranmak bir zevk benim için.
Bundan zevk alıyor olmama rağmen, şu andaki gibi rahat bir şekilde içimi dökebileceğim tek yer burası. Aslında burada yazmamın nedeni tıpkı kalitesiz kötü adamlar gibi planımı açıklama ihtiyacı duyuyor olmam da olabilir.
[neyi yazmadığını bulmak için eski yazısını okumaya gider]
İlk olarak, lise o kadar da zor değilmiş. İlk dönem bitti, takdir aldım (kılpayıyla da olsa), matematik dışında kötü olan dersim de yok aslında. (Ama matematik zor. En azından, matematiği bir ay okula gitmeyip sonra kitap kapağı açmadan yapamıyorum.)
Bu arada, evet. Bir ay boyunca okula gitmedim. (Sanırım bugünle birlikte 39 gün falan oldu hatta.) Raporum falan vardı fakat raporla biri sınır 45 gün. Haziran'da nasıl dayanacağım bilmiyorum. İyi taraftan, bu olay sayesinde öğretmenlerim beni büyük ihtimalle çok azimli ve çalışkan görüyorlar, ki çalışkan olmak (=test çözmek anlamıyla) benim asla olmadığım ve olamayacağım bir şey ne yazık ki.
Şu anda tek korkum, devamsızlık yüzünden sınıfta falan kalmak. Her ne kadar içimden bir ses benim gibi başarılı ve sevilen bir öğrenci için kurallarda küçük bir esneklik yaparlar diyor (en kötüsü, şu ülkede hukuki çalışan, rüşvet almayan kurum mu var?) fakat bu sese nedense hiç güvenemiyorum. Veli dilekçesiyle falan uzatılamıyor mu ki bu süre? Zaten öğrenci okula gelmeden başarılı olabiliyorsa neden sınıfta kalıyor ki? Bence devam zorunluluğu tamamen kalkmalı.
Dürüst olmak gerekirse, okula gitmek benim başarımı çoğunlukla olumsuz etkiliyor. En azından hafta içi bir günü tatil yapsınlar. 5 gün okula gitmek gerçekten yorucu ve gelen kısacık haftasonu için de binlerce ödev veriyorlar çok düşünceli eğitimcilerimiz.
Bu arada, Liar Game 'i bitirdim geçenlerde. Seriyi bir yere kadar çok seviyordum. (110. say ı veya öyle bir yerde başlamış olan 4. oyuna kadar.) Bu oyunda da güzel kısımlar vardı, fakat özellikle finalde, normalde beklediğimden saçma, "Hepimiz arkadaş olursak kurtuluruz!!!" şeklinde bir yaklaşım vardı. (Zaten Kanzaki Nao'dan da nefret ettim, 201 sayı boyunca da fikirlerim hiç değişmedi.) Bundan sonraki oyunlar ise ne konsept olarak, ne de işleniş olarak ilgi çekici değillerdi. (Dürüst olayım, 3. Diriliş Turu'nun özellikle sonuna doğru oyuncular arasındaki gruplaşmaların çözülmesi ilgimi çekti ve o karakterlerin sonunu iyi bağladıklarını düşünüyorum. Ama oyunun geneli çok da ilgi çekici değildi bana göre.)
Özellikle bir yerden sonra oyunun Akiyama'nın planından tamamen uzaklaştırılıp oyunları düzenleyen hakemlerin odasından gördüğümüz kısımlar, başta güzel olsa da, "Tüm olanları biliyorum ama size söylemeyeceğim ha ha"dan daha fazla karakteri olmayan hakemler yüzünden sıkıcılaştı.
Sanırım, manga bir kaç kere ara verdirilmiş ve devam edilmiş. Dolayısıyla mangaka da hızlıca bitirmek için uğraşmış gibi görünüyor doğrusu. Kısacası, eğer tüm olayların arkasındakileri merak etmiyor olsaydım, yarıda bile bırakabileceğim bir şekilde gidiyordu. Hatta, size önerim 100. sayıdan sonra arada iki sayı (hangi sayılar olduğunu bulamayacak kadar üşengecim) ve son iki sayıyı okumanız, çünkü tüm sorularınız zaten son iki sayıda cevaplanıyor ve aradaki iki sayıyı okuduğunuzda finale etki eden tüm gelişimi okumuş oluyorsunuz.
Hikayenin sonuyla ilgili de... spoiler vermek istemiyorum, dolayısıyla açıklamayacağım ama benim fikrime göre (ve internette de gördüğüm bir fikre göre), dünyanın en meta sonlarından biri. Beklentilerimi tam olarak karşılamadı, ama ne beklediğimi de bilmiyorum açıkçası. Aklımda daha iyi kalan bir eser olma şansı vardı Liar Game'in, fakat bu haliyle de okuduğuma sevindiğim bir manga. Aradaki psikolojik çıkarımlar falan da eğlenceliydi zaten.
Okulların açıldığı dönemde odamdaki eşyaları yenilediğimden bahsetmiş miydim burada? 5 raflı 4 metrelik bir kitaplık yaptırdım ve yatağımı attım. Pişman sayılmam. Şu an, açıldığında yatağa dönüşen iki metrelik bir çalışma masası (üstelik toplamam gerekmiyor, benim gibi biri için mükemmel), bir de geniş kitaplığım, bir de dar bir gardırop var odamda. Kitaplarımı yakın zamanda düzenledim. (gerçi hala alfabetik sırada değiller ve bilgisayara kaydetmedim... Çok zor bir iş.) Eskiden kitaplarımın ne kadar sıkışık durduklarını anlıyorum çünkü kitaplığımda yer yok şu anda. Belki eski çocuk kitaplarını falan bir okul kütüphanesine bağışlarım. (lütfen bana kitaplarımı atmamı sağlayacak bir yol önerin) Bir de odamda eski sihirbazların posterlerinin kartpostal halleri, Winter Soldier, Star Wars, Pokemon, Luigi figürleri falan var bir arada duran. Tüm zamanımı geçirdiğim böyle bir yer olduğu için mutluyum açıkçası. Sanırım daha iyi olması için bir ağaçta ya da yer altında kaydırakla inilen bir yerde olması gerekirdi.
Bu kadar uzun yazıp asıl yazmak istediklerimi de unuttuğuma inanmıyorum. Yazıya başladığımdan beri ruh halim değişti tamamen.
Not: Hatırladım! Ergenlikte dünya hakkında düşünenleri eleştirenlere kızacaktım. Buradan yazayım, sanki 20 yaşına gelince bir anda dünyanın en dertli insanı oluyormuş gibi kendilerinden 5 yaş küçükleri eleştirenlerden nefret ediyorum. Her zaman için sizden kötü durumda olan insanlar olacak, her zaman için sizin problemleriniz görece küçük olacak. Dolayısıyla, bunlardan en çok rahatsız olduğunuz yaşın, bunlarla mücadele etmede en deneyimsiz olan yaş olması kadar normal bir şey yok. Bunu düşünemeyen insanlar da eleştirmesin beni lütfen.
Ben okuyorum (Bazen yazacak düzgün bir şey bulamıyorsun) ve
YanıtlaSilAslında burada yazmamın nedeni tıpkı kalitesiz kötü adamlar gibi planımı açıklama ihtiyacı duyuyor olmam da olabilir. kısmını gerçekten ÇOK sevdim ve sonundaki "Her zaman için sizden kötü durumda olan insanlar olacak, her zaman için sizin problemleriniz görece küçük olacak. Dolayısıyla, bunlardan en çok rahatsız olduğunuz yaşın, bunlarla mücadele etmede en deneyimsiz olan yaş olması kadar normal bir şey yok. Bunu düşünemeyen insanlar da eleştirmesin beni lütfen." sadece dünyadaki tüm insanlara göndermek istiyorum.
Bu arada devamsızlıktan sınıfta kalmazsın. Çoğu okul öğrenci bırakmayı istemez zaten ve muhtemelen iyi bir okula gittiğine ve iyi bir öğrenci olduğuna göre asla bırakmazlar diyebilirim. Haftada en az 2 gün okulu asan biri olarak bu konuda oldukça bilgim var. Çok fazla araştırma yaptım ve asla devamsızlıktan kalan birini duymadım. 10 günde bırakıyorlar, sonraki devamsızlıklarını yazmıyorlar
Yazdığın son kısım gerçekten içimi rahatlattı. Elbette bunu test edecek kadar cesur değilim fakat en azından sınıfta kalmayacağımı biliyorum. Teşekkürler.
Sil