Pazar, Kasım 30

Yazacak bir şeyim yok diyerek başlayacaktım, fakat bunu yazmak anlamsız sanırım. Şu an bana bu sayfayı açtıran şey zaten yazma içgüdüm değil mi?
Bir arabadayım. Gürültüler var. Gülüyorlar. Gerçekten, neye gülüyorlar bu sesler? Ne var bu akıl almaz derecede büyük boşlukta gülünecek? Gülmek nedir? Mutluluk göstergesi mi, bir olayı komik bulduğunu belirtme isteği mi, yoksa sadece duyguların boşalması mı? Ağlamak ile gülmek arasında ne fark var? İnsanlar istedikleri için mi gülerler, yoksa gülmek sinirlerinin kontrollerinden çıktığının göstergesi midir? Gerçekten çeşitli duygular var mı, yoksa duygu da aslında bir enerji olabilir mi? Bence olabilir. Yaşadığınız her şeyle artan ve kırıcı bir sözle veya yersiz bir espriyle tetiklenip dışavurulan bir enerji olmalı duygu.
Araba aniden duruyor. Yandan gelen diğer araba öne geçmiş olmalı. Rahatsız edici bir korna sesi yankılanıyor. Sinir bozucu. Neden bunu yaptı? İnsanlar neden kuralları takip etmiyorlar? Kuralları koyanlar kim? Toplumsal kurallar insanlar tarafından belirlenmemiş midir? İnsanlar neden uymayacakları kurallar koyuyorlar? Güvende oldukları hissiyatı için mi? Yandan geçen cipin büyük ihtimalle geçirdiği kötü günün gaza basıp önündeki aracın sürücünü öldürmesini engelleyen ne?
Toplum garip. Evlerine birkaç dakika erken ulaşmak uğruna mutlak ölümlerinden onları uzak tutan tek olgu olan kuralları çiğnemekte sakınca görmüyorlar, fakat maaşlarıyla evlerini geçindiremeyecek duruma gelmelerine, işten kovulmalarına, evsiz kalmalarına, en yakınlarını kaybetmelerine rağmen suç işleyip kuralları çiğnemeye korkuyorlar. En azından çoğunlukla.
Daha önce hiç bana gerçekten yakın birini kaybetmedim. Eğer kaybedersem ne yapacağımı bilmiyorum. Böyle bir kayıpla asla yaşayamam. Annemin veya babamın öldüğünü düşünemiyorum. Çok küçüğüm. Onlar olmadan hayatıma devam edemem. Okula gidemem. Oyun oynayamam, film izleyemem veya kitap okuyamam. Onun sesi veya anıları asla kafamdan çıkmaz. Ebeveynlerim benim hayaletlerim olur.
Gerçekten, neye gülüyorlar bunlar? Arabada veya sınıfta veya yolda veya herhangi başka bir yerde. Bu kadar acımasız bir dünyada, her an sevdiklerini kaybedip hayatları kontrolden çıkabilecekken, hatta belki de bunlar tam o anda olurken, nasıl gülüyorlar, eğer gülmek mutluluğun dışavurumuysa? Hayır, kimse bunu yapamaz. Mutluluk duyguların ifadesi. Ağlamakla arasında fark yok. Enerjilerini boşaltıyorlar. Çünkü yapmadıklarında, düşünmeye başlıyorlar. Düşünüp sorular soruyorlar. Mesela etrafındakilerin neden güldüklerini soruyorlar.
Çoğunlukla etrafımdakilere acıyorum. Berbat ailelerde yetişen fakat aslında daha iyisini hakedebilecek insanlar çünkü. Notlarına önem vermelerini anlıyorum, çünkü aileleri kötü bir not duyduklarında onlarla iletişimlerini kesiyorlar. Kızlarla (veya erkeklerle) ilgilenmelerini anlıyorum, çünkü kafalarında başarı kalıbı böyle kodlanmış. Kendileri hakkında olmayan filmleri izleyip hayatlarını filme çevirmeye çalışıyorlar. Bir filmde figüran oldukları gerçeğini kabul etmiyorlar. Hepsi de kendi filmlerinin başrolündeler. Bu yüzden diğer filmlerle ilgilenmiyorlar. Mesela aslında figüran olarak aynı filmde rol aldıkları insanlar, gerçek roller tarafından kağıt üzerindeki birer isimmiş gibi üstü çizilirken, kendileri bunun ile ilgilenmiyorlar çünkü kendi senaryolarını oynamakla meşguller. Milyonlarca öğrenciyle aynı puanı almak, milyonlarca insanla aynı hisleri, benzer görünüşe sahip karşı cinse karşı beslemek, bunları tekrarlamak, ilgilenmediği bir konu hakkında okuyup masabaşı bir işte para kazanmaya çalışmak, soyunu devam ettirmek...
Keşke ben de onlar gibi olabilseydim diyorum bazen. Zaten onlar gibi davranmak zorundayım aslında. Sosyal hayata girebilmek için daha basit bir insan olmak zorundayım. Rol yapmak zorundayım.
Belki de asıl rolüm buradaki kişiliğimdir. Aslında okulumdaki gibi biriyimdir belki. Çıkarım yapamayan, önüne konan ürünü kabul eden, tepki veremeyen sıradan biri. Eğer ben de kendi filmimin başrolündeysem, buradaki kişiliğim de o rol olmalı.
Zaten sosyal hayat da maskeler ve yalanlar oyunundan başka nedir ki?

Uzun uzun saçmaladım sanırım. Bazen ne yazdığımın farkında olmuyorum. Parmaklarım hareket ediyor fakat neler söylediğimi bilmiyorum bile. Yine de yazı yazmak güzel bir şey. Yazdıklarımı anlatabileceğim insanlar yok çünkü. Yayınlamaya bile gerek yok yazılarımı. Kendi kendine konuşmak gibi. Belki de bir hastalık. Fakat zihnimdekileri aktarmak rahatlatıcı. Karışık düşünceleri sıraya dizmek için de iyi bir yol.

5 yorum:

  1. Yoo ben okuyorum kendi kendine konuşmuyorsun :')
    Yorum yazasım geldi ama ne yazsam bilemedim. Hep öyle olur zaten

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kendi kendime konuşmaktan kastım burada yazdıklarım değildi aslında. Çoğunlukla yazdığım şeyleri buraya yüklemiyorum, yazdığım yerde kalıyorlar. Onlar için konuşmuştum. Seni veya burayı okuyan diğer insanları bir hiç olarak görmüyorum elbette. (Bu benim için bile aşırı kibirli bir davranış olurdu.)

      Sil
    2. Eh, ben de neyden söz edeceğimi bilmediğimden dedim zaten :') Ayda yılda bir yazıyorsun, madem bir şeyler diyeyim dedim c:

      Sil
  2. Gerçekten kafanın içinden geçenleri ille de birilerinin bilmesine duyulan ihtiyaç gerçekten garip. Burada seni eleştirmiyorum, bunu ben de yapıyorum elbette - zaten başka neden blogum olsun ki? Yani aslında öyle çok yorum alayım, istatistikler tavan yapsın gibi bir derdim de yok bir de. Öyleyse neden bir word dosyasında ya da yalnızca kağıtta bırakmıyorum yazdıklarımı? Nedeni fark edilme isteği mi yoksa iletişim açlığı mı? Benim için çok önemli düşüncelerimi herkes bilsin mi istiyorum yoksa birilerine maskelerin ardındakini çekinmeden özgürce gösterebilmeyi mi? Bilmiyorum, saçma.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Fark edilme isteği olduğunu düşünmüyorum aslında. Gerçekten, herkesin bilmesini istiyor musun ki? Ben istemiyorum çünkü, istesem sanırım sahte bir isimle buradan yayınlamaktansa daha kalabalık bir yerlere yazardım. Belki de özgüven eksikliğidir nedeni, düşüncelerimi onaylatma isteği. Ya da aslında bir çeşit yardım çağrısıdır, soru cümlesi olmamasına rağmen soru işareti konan cümlelerin tersi gibi. Belki de aslında kendi düşüncelerimizi bilinçaltı göstergeler olarak paylaşıyorumdur, karlı bir ormanda yürüyerek arkada ayak izleri bırakmak gibi, belki de birilerinin bu yolu takip etmesini ve bize bu soruların cevaplarını vermesini istiyorumdur?
      Ya da kendimizi toplumdan dışlanmış hissediyorumdur, başka bir topluluğa ait olmaya çalışıyorumdur. Benimle aynı düşünen birileri olması, insanların arasına karışmak için çaba harcamamak, normal olduğumu hissetiriyordur belki de.

      Sil