Salı, Kasım 1

Hayatımın Hikayesi

Çok fazla şeyi unutuyorum. Sadece 16 yaşındayım ve bazen tamamen unuttuğum günleri ya da haftaları fark ediyorum bazen. Bu yüzden etkilendiğim, unutmak istemediğim anılarımı listelemeye karar verdim. Hayatımı anılar üzerinden özetleme fikri, müthiş bir öykü olan Story of Your Life'ı okurken gelmişti aklıma. Gelecek hafta Arrival isminde bir film uyarlaması da çıkıyor ama bence hikayeyi bir okuyun filmden önce, çünkü pek filme aktarılabilecek bir fikir üzerine kurulu olduğunu söyleyemem.

1. Hatırladığım en eski anım. Aslında bu biraz çelişkili çünkü ilk güldüğümü söyledikleri anı da hatırlar gibiyim ama bu hikayeyi çok sık dinlediğim için, sahte bir anı yaratmış olabilirim, insan zihni pek güvenilir bir kaynak değil uzak geçmiş hakkında. Bir olayı gördüysen bile, gördüğün halini değil hakkında düşündüklerini destekleyen bir alternatifi hatırlıyorsun.
Ne diyordum, ilk hatıram. Yıl 2003 ama ben bunu bilmiyorum, benim bildiğim 3 yaşında olduğum. (Bu arada 3 yaşında yaptığımı düşündüğüm çok fazla şey var. Mesela okumayı 3 yaşında öğrendiğimi iddia ediyorum, buna neredeyse eminim ama annem bunu kabul etmiyor. Bence haklıyım. [İkinci bir bakışta, şu son cümle de hayatımın hikayesi olabilir aslında.]) Üç yaşımdayken köye gitmiştim, Çanakkale'nin Balıkesir sınırına yakın bir köyü. Burada denize gidiyorduk. Bunlar öğrendiklerim. Kimsenin bilmediği ve bana ait olan ilk hatıra ise, denizde, bir yüzme simitinin içindeyken, kafamda kendi radyo programımı tasarlayıp konuşarak onu sunuyor olmam. Evet, ilk hatıram böyle saçma sapan bir şey işte. Bir yandan da, eğer ilk hatırladığım şey bir yaratıcılık örneğiyse, belki de kendime yeteneksiz derken haksızlık yapıyorum.
1.5. Bu arada bu güldüğüm an da, bir Daffy Duck çizgi filmi. Daffy Duck bir yağmur bulutu tarafından kovalanıyor. Şu an aradım ama bulamadım bu bölümü. Ama ilk güldüğüm şey buymuş işte.
2. Çocukluğumu deli gibi özlüyorum. Değerini bilemediğime en çok yandığım yıllar, 5-6 yaşlarım. O yıllardaki en büyük pişmanlığım da bu listede olmalı. Bir gün annemle babamın dergilerimi ayıklamasına yardım etmiş, çeşitli Miço sayılarını ve pek çok dergiyi atmıştım. Miçolar öyle bir içime oturdu ki yıllar sonra ne yaptığımı anlayacak yaşa geldiğimde, anlatamam. Hala üzülürüm.
3. Pişmanlıklar demişken, henüz okula gitmediğim dönemlerden bir anım var. Mahalleden çocuklarla, havanın karanlık olduğu bir saatte, sokakta oturuyorum. Sokağımızdaki bakkal, cipsler ve tasolar da bu anıya dahil oluyor ama nasıl olduğunu hatırlamıyorum. Şu anda o gün orada olan kimseyle görüşmüyorum ve hatta kim olduklarını hatırlamıyorum ama keşke hatırlasaydım. Belki şu an olduğum gibi asosyal ve sorunlu biri olmazdım.
Biliyor musunuz, bu anlattığımın yaşandığından şüpheliyim. Bunu bir rüyadan ayırabilecek kadar detay hatırlamıyorum. Daha da kötüsü, eğer ben oradaysam, ki öyle olduğuna inanıyorum, oradaki çocuklarla birlikte dolaştığım ama unuttuğum onlarca olay var. Hafızamın bu kadar kötü olması moralimi bozuyor.
4. Melih diye bir çocuk oturuyordu, daire 4'te. Ben 8'deydim, bizim apartmanda her katta iki daire vardır. Bu çocuk evde yalnız kalıyordu ve tüm gün istediğini yapıyordu. Çok özendiğimi hatırlıyorum. Bir de şu Çilek Mobilya'nın arabalı yatağından vardı, çocukluğumda en çok istediğim şeylerdendir o yatak. Melih demişken, bir de Kerem vardı, bir yaş büyüktü ama çok yakın arkadaşımdı, sonra ev değiştirdiler, fazla görüşemedik, geçenlerde babasını kaybettiğini öğrendim, arayıp bir şey diyemedim. Ne diyeceğim ki bir yıl görüşmedikten sonra arayıp?
Neyse işte Kerem, ben, sonradan gelen Melih'le birlikte kendimize bir oyun kurmuştuk, güvenlik diyorduk kendimize, tüm gün bahçede koşturuyorduk. Hiçbir şey yapmıyorduk ama oyun işte, o yaşlarda bahçede koşmaya bile o kadar fazla anlam yükleyebiliyorsunuz ki. O günleri çok özlüyorum. İlk arkadaş çevrem onlardı, orada tanıştığım biri, bu sene üniversiteyi kazanmış mesela,  geçen hafta öğrendim. Başka bir arkadaşım var, onunla hala görüşüyoruz ama ilkokulun ilk gününden tanışmış insanlar için yeterince yakın değiliz. En son biri daha vardı yine ortaokulda tanıştığım, hatta şu anda okuduğum lisedeydi, görüşüyorduk da, başka okula gitti bu sene. Bir de bunlarla birlikteyken tanıştığım ikinci dereceden tanıdığım insanlar var elbette.
Tüm arkadaşlarımı kendimden uzaklaştırmışım resmen. Bütün bu insanlarla bağlantılarını koparmamayı çok isterdim.
5. Bu hikaye ilkokuldan. Müdür yardımcısının oğlu, bir hocanın kızı, sınıftan iki kişi daha ve ben bir film çekmeyi deneyecektik. Arkadaşlarımla saat ayarlayıp buluştuğum ilk gün o gündü. Nasıl aptallarsak, bu sadece 'prova'ydı. Kameramız ya da metnimiz yoktu. Ama eğlenmiştik 'doğaçlama' seansımızı yaparken. Merak ediyorum, şu ana kadar saydığım insanlardan kaçı beni hatırlar acaba? Öğretmenin kızıyla okulda iyi anlaşırdık, hatırladığım en kültürlü, en kendime yakın gördüğüm insan da oydu ama ortopedik bir rahatsızlığı vardı, okuldan gitmişti, iletişimimizi korumadık. Onlardan biriylr Facebook kullanmayı bırakmadığım dönemlerde baya konuşurduk. Bunlar beni hatırlar mı acaba bir gün karşılaşsak?
6. 4. sınıfta olduğuma ya da 5'e geçtiğime inandığım bir dönemden bir anı. Doğa Koleji'nde bir bursluluk sınavına girmiştim. Sınava girerken midem bulanıyor, karnım ağrıyordu. Panik ve heyecan yaşadığım, en eski hatıram bu olabilir çünkü anaokulunda tüm okulun önüne çıkıp zeybek oynarken bile böyle hissetmemiştim. (Evet, böyle bir anım da var. Hatta evden okula kadar efe kıyafetlerimle yürümüşüm.) Bu arada sınava girdiğimde ne yapacağımı hiç bilmiyordum. Hayatımda gördüğüm ilk optik formdu ve hiçbir açıklama falan da yapılmamıştı.
Bu sınav hatırladığım en eski toplum içinde sorun yaşama anım sanırım. Şu an daha iyiyim ama geçen yıllarda bu durum dışarıda yemek yiyemememe, durup dururken gezmeyi bırakıp kendimi rahatlatmaya çalışmama neden oluyordu ve asosyalliğe itiyordu elbette.
7. 19 Haziran Salı, 2012. Bu bloga başladığım gün oluyor bu. Burada yazdıklarımı tekrarlamayacağım ama bu blogu açmamın hayatımı etkilediği ortada zaten. Eski yazılarıma bakmıştım bu arada, gerçekten kötülermiş. Kendimden utanmıyorum diyemem okudukça. Kendimi bir şey sanıyor oluşum, insanlara üstten bakmam, insanlarla anlaşamıyor oluşumu marifet olarak görmem, herkes aptal, kimse beni anlamıyor şeklinde yazılarım... Tek sevindiğim şey, bunu fark edebilecek kadar büyümüş olmam. Bugünlerdeki halimden de büyüdüğümde kurtulacağımı biliyorum bu sayede.
8. Blog açıldıktan sonra çok önemli, hayatımı şekillendirecek bir şey olduysa da, üzerinden 5 yıl bile geçmemişken olayları iyi değerlendiremiyorum, ergenliğimde beni nelerin etkilediğini ileride görebileceğim. Liseye geçmem bunlardan biri olmalı, ama öyle hissettiğimi söyleyemem. Özellikle de zorunlu eğitim gördüğümüzü düşünürseniz, bir liseye gitmemem pek olası değildi. Hangi liseye gittiğimin (ya da nereye gidemediğimin) etkilerini göreceksem bile bu farkındalığı yaşayana kadar önümde bir kaç yıl daha olduğu görüşündeyim.
9. Hayatımı etkilediğini kesinlikle söyleyebileceğim bir deneyimi Şubat ayında yaşadım. İlk defa tek başıma yürüme mesafesinden uzak (yaklaşık 8 km) bir yere gittim arkadaşlarımla buluşmak için. Ne kadar zavallı olduğumu düşünüyorsunuz değil mi? Güzel yanı şu ki, artık eskisi kadar korkmuyorum dışarı çıkmaktan. Hala hiç bilmediğim bir yere gittiğimde sakinleşmek için kendimi zorlamam gerekiyor bazen ama kendimi daha iyi hissediyorum. Aslında bilmediğim fakat güvenli olduğuna inandığım sakin bir yerde dolaşmak rahatlatıcı bir şey olmaya başladı benim için.
7.5. Kronolojik sırayla gitmeye çalışıyordum ama çok önemli üç şeyi atladığımı fark ettim, numaralama sistemimi tamamen bozup onlara döneceğim şimdi. Birincisi Gezi'deki müdahalenin başlangıcında Harbiye'de olmamdı, bu, olayların amacından, gelişiminden falan bağımsız olarak gündemle ve siyasetle daha detaylı bilgi aramaya başlamama neden olan bir gelişmeydi. Bunu zaten biliyorsunuz artık, elli defa konuştum bu konuda.
4.5. İkinci anım, ilk izlediğim tiyatro oyununa ait. Adı Güneşin Oğlu, Kadıköy'de izlediğim bir çocuk oyunu. Hatırladığım tek şey, ilginç bir dekoru olduğuydu, ama tanımlayacak kadar iyi anımsayamıyorum. Bu anının listemde olmasının nedeni de zaten o gün izlediğim oyunun hayatımı etkilemesi değil, benim tiyatro sevgimi başlatması ve bu sayede düşüncelerimi şekillendirecek oyunları izlememi sağlamış olması.
4.75. Bunun tam olarak hangi yıl gerçekleştiğini hatırlamıyorum, okula başladıktan sonra olması mantıklı geliyor, bunun dışında pek fikrim yok. Bir yaz okuluna kaydolmuştum fakat geri zekalı işletmecileri kaydı yaparken yaşımı sormayı akıl edememiş, beni iki üst sınıfa vermişti, bende orada spordan falan soğudum, bir hafta sonra da bıraktım zaten. Bu olay Doğa'dan önce yaşandıysa, biraz düşününce annemin işe başladığı tarihe göre öyle olmalı, bu olay da asosyalliğimin kaynağı olabilir.

Hayatımın hikayesini yazarsam, bunlar kesinlikle yer vereceğim anılarım. Yaşadığım sürece genişler bu liste, henüz 16 yaşındayım sonuçta.
Bir de bunu yazarken yaşadığımdan çok sevindiğim ya da üzüldüğüm olayların bazılarının aklıma bile gelmediğini fark ediyorum. Burada anlattıklarım, zamanın testine karşı kendini kanıtlamış olanlar da olabilir benim için.

Bunlar dışında, hayatım son iki ayda değişmedi. Hala okula gidiyorum, dershaneye başladım (ve dershaneden otobüs duraklarına kadar yürümeyi çok seviyorum), yemek yapma yeteneklerimi geliştirmeye çalışıyorum (ve şaşırırsınız ama bunda başarılı oluyorum), insanlarla konuşmaya çalışıyorum. Konuşuyorum da ama sosyal ipuçlarını falan anlamakta alabildiğine başarısız olduğumdan olacak, yüzeysel konuşmalardan sonrasında zorlanıyorum bildiğiniz. Yine de mutlu sayılırım. Biraz dinlenmem gerekiyor sadece, son bir aydır devamsızlık yapmadım. Liseye başladığımdan beri ilk defa aralıksız bir ay boyunca okula gitmiş olabilirim. Alışkın değilim, yorucu geliyor aslında hiçbir şey yapmıyor olsam da.

Story of Your Life'ın linkini bulamadım, okuduğum yerden kaldırılmış. Bulursanız mutlaka okuyun.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder