Yakın olduğum birkaç kişi dışında biriyle olan günlük konuşmalarımda hiçbir şey söylememek gibi bir yeteneğim var. Mesela biri gelip 'x'i ne yapacağız?' diye soruyor ve ben 'x'i nasıl yapacağımızı a biliyor fakat b'ye de danışmadan hareket etmek istemiyorum ve x zaten çok önemli değil fakat bence senin fikrine uyabiliriz, bence de x'i öyle yapmalıyız.' gibi bir cevap veriyorum. Benden nefret ediyor olmalılar çünkü sorumluluklardan kaçmaktan başka bir şey yapmıyorum. Onlar da sorumluluklarından kaçıyorlar ama en azından sinir bozucu bir politikacı demeciyle tüy dikmiyorlar bunu yaptıklarında.
Sadece burada yazdığım yazılar anlamsız ve amaçsız değiller, benim sosyal bir yetersizliğim bu, bilmenizi istedim.
Ama, bugün normalde yaptığımın aksine bir amacım var. Bu ülkede ben doğduktan sonra olan en güzel şeyin üçüncü yıldönümü geçerken bir şeyler yazmasam içim rahat etmezdi.
'En güzel şey' ne kadar doğru bir tanımlama bilmiyorum. İnsanlar hayatını kaybetti. Hayır, insanlar öldürüldü. Ama Gezi'ye katılan insanlar haksızlığa, yanlışlara karşı sessiz olamayan insanlardı. Başka bir haksızlığa tepki gösterdiklerinde öldürülmeyeceklerini düşünmek çok safça olur. Keşke şu an hepsi yaşıyor olsaydı, ama öldürüldüler ve geri dönmeyecekler. Yapılması gereken, uğruna öldükleri direnişin iyi yanlarını görmek gibi hissediyorum.
İnsanların o günlerdeki gibi örgütlenebileceğini düşünmezdim. Gözünü güç hırsı bürümüş bir grup saçmaladıkça, insanlar birleşti. 3 yıl önce, bugün öğleden sonra bir açıklama yapmıştı o dönemin valisi, emniyet müdürü falan. İkisinden biri, sanırım vali, Taksim'de polis müdahalesi yoktur demişti. Yalan söylemenin de bir adabı olur be adam.
Ana akım medya penguen belgeseli yayınlarken insanlar kendi haberleşme ağlarını kurmuşlardı. 40-50 bin insanın düzenleyebildiği ekşi sözlük sol frame'i, bir anda ülkedeki en güvenilir haber kaynağına dönüştü. İnsanlar polislerin nerede olduğunu, nerede yardıma ihtiyaç olduğunu yazıyordu. O günlerdeki gibi bir birleşmeyi hayal edemezdim ben daha önce.
O gün geri adım attılar, sonra ilerlediler ve şu an çok daha güçlüler ve güçlenmeye devam ediyorlar. (Hala Gezi Parkı deyince ödleri kopuyor ama.)
Belki Gezi Direnişi'nde tamamen kazanamadık ama hakkımızı savunduk ve boyun eğmedik. Neler yapabileceğimizi gördük.
Bundan üç yıl ve birkaç saat önce, eylemcilerin arasından geçme fırsatını yakaladım. Gerçekten de gördüğüm en güzel ve en güçlü şeydi o.
Ne diyeceğimi bilemiyorum. Üç yıl geçti, hala istediğimiz dünyada yaşamıyoruz, bu direnişte kaybettiklerimiz oldu ama birleşebileceğimizi ve kazanabileceğimizi biliyoruz. Hiçbir sabah uyandığımızda kendimizi bir ütopyada bulmayacağız, ama o ütopyaya ulaşmak için direnebileceğimizi biliyoruz artık.
Güzel günler göreceğiz çocuklar,
güneşli günler göreceğiz...
Klaus elbette sen geziyi benden farklı bir gözle görüyorsun, ben zaten genel olarak bir ideal bir fikir azıcık bile lekelense karşıtı olan bir insanım; gerek insanlarlarla, gerek toplumla alakalı olsun.
YanıtlaSilGezi şiddeti, kavgayı, gürültüyü bir kenara koyarsak demokrasinin yankılı bir uygulamasıydı. Demokrasinin elinde neler olabileceğini gösterdi, insanların isterse sesini duyurabileceğini gösterdi ama ne yazık ki ben demokrasiye inanmıyorum, çünkü demokrasi kimseye hakkını geri vermeyecek ya da kimseyi kurtarmayacak.
Bunun yanında, bir kesim için birbirine kenetlenme olanağı tanıdı. Ama aynı zamanda araya parazitler karıştı, onlar bulaştı, şunlar yapıştı. Kısacası daha olay bitmeden bir şekilde kirlendi.
Açık konuşmak gerekirse, ben solcu değilim, ben hiç bir şey değilim çünkü hiç bir etiketin beni tanımlayacağına inanmıyorum ve kendimi de aptal bir paketle sınırlandırmak istemiyorum. Ama Türkiye'deki sol hiç bir şekilde işlev görmüyor. Bunu farklılıkları hoş görmeyen biri olarak söylüyorum, bir devleti eğer demokrasi ayakta tutacaksa tek yolu aptal yöneticiler arasındaki ağız dalaşını yapıcı konulara yönlendirmektir. (Şu aralar her ne kadar haber maber izlemesem de nasıl bir dedikodu havası estiğinden ben bile haberdarım.) Kısacası farklılık ve ayarında bir çatışma beraberinde gelişmeyi getirir. Ama Türkiye'nin solunu "Bakın biz alkol kullanıyoruz, banaller sizi." diyen beyaz türklerden temsil ediyor. Herhangi bir gelişme emaresi sadece herkesi nasıl eleştirdiklerinde yatıyor.
Bu kadar mide bulandırıcı bir sol kesime elbette saçma salak işgüzar(Bu kelimeyi doğru kullandığımı bile sanmıyorum.) bir sağ düşüyor. Üstüne üstlük de bugün geziyi HDP savunuyor.
Demek istediğim, bazı şeyler kirlenir, bazıları bunu kabullenip kucaklamaya devam eder. Ama benim için bir şey kirlenince peşinden onu körü körüne takip etmek biraz aptalca geliyor, çünkü elinde olmadan o unsur seni asimile ediyor.
Demek istediğim öğrenebileceğimiz çok şey var elbet, ama ne yazık ki şu durumda ben geziyle alakalı övünülebilecek bir şey göremiyorum gibi bir şey.
Gezide şiddet olduğunu veya düpedüz haksız olan bazı gruplar tarafından haksız şekilde benimsendiğini biliyorum ama senin de söylediğin gibi, bunlar sadece aradaki parazitler. Bu olayların en büyük gücü, örgütlenmemiş, plansız bir halk hareketi olarak ortaya çıkmasıydı, bu sayede büyük destek topladı fakat süreç ilerledikçe bu durum bir dezavantaja dönüştü çünkü bazı örgütler bu gücü arkalarına alarak kendi siyasi programlarını uygulamaya çalıştılar, HDP de bunlar arasında en göze çarpanı zaten. (Hatta 2011'den beri gerçekleşen neredeyse tüm Occupy hareketlerinin pek büyük etkilerinin olmamasını da eylemcilerin ne istediklerini bilmemelerinden kaynaklandığını düşünüyorum.)
SilTürkiye'de asıl sorun solun veya sağın başarısızlığından da öte, hiçbir partinin bir ideolojiyi takip etmiyor olması bence. Şu an mecliste olan tüm partiler, tek kelimeyle özetlenebilecek hedefler peşindeler ve zaten bir ideolojiyi savunuyor olsalar bile, halkın yönetime karar veren çoğunluğu, bunu umursamayacak kadar kötü durumda. Türkiye'deki seçmenlerin çoğunluğu, eğitim seviyesinden bağımsız olarak, oy verecekleri partiye yüzeysel unsurlarla karar veriyorlar. 'Alnı secdeye değiyor', 'Atatürk'ün partisi'... Hatta insanlar o kadar kötü şartlarda ki, bırak bir partinin ideolojisini inceleyip buna göre oy kullanmayı, alacağı yardımlar için oy hakkından vazgeçmek zorunda kalıyor. Sonuç olarak çok kültürlü bir toplumu temsil eden bir mecliste geçen yapıcı tartışmalar yerine zenginler vs dindarlar vs vatanseverler vs kürtler gibi aşırı anlamsız bir meclise ve buradaki mahalle kavgalarına şahit oluyoruz.
Ben, Gezinin siyasi yönünü kirleten parazitlere rağmen, yukarıdaki üç ya da dört yönlü meclisin, basit ve eksik etiketlerin dışına çıkıp insanlara kendilerini ifade edecek bir alan sunduğunu ve temsil edilmeyen kesimlerin nasıl isyan edebileceğini gösterdiğini ve bu nedenle övünülecek bir olay olduğunu düşünüyorum. Keşke daha köklü bir değişime yol açsaydı, ama şu anki hali de, en azından bana, çok şey öğretti.
Bütün bunları yazmama rağmen, biraz duygusal davrandığımı da kabul etmeliyim. Çünkü geriye baktığımda amacı öldürmek olan PKK eylemleriyle bunu bir tutanları ve buna göre etrafa saldıranları değil, duran adamı veya duvar yazılarını hatırlamayı tercih ediyorum sanırım.
Bahsettiğim şiddet aslında polis şiddetiydi ve Türkçem neden gün be gün kıtlaşıyor anlayamasamda sağ ve soldan bahsetme sebebimden saptığımı farkettim yorumda.
SilGezi ilk küçük adımlarında sol görüş tarafından desteklenen bir hareket olarak görülebilirdi ve ben arkasında onu destekleyecek kimse çıkmadığını söylemek istemiştim.
Dünyanın hiç bir yerinde ideal bir devlet, ideal bir meclis yok ne yazık ki. İdeolojiler hep kağıt üzerinde ilerliyor ve uygulamalar da hep 5000 yıl geriden geliyor.
31 mayıs gecesi twitter'da geziyle alakalı başı çeken tweetin hdpye ait olması benim gerçekten midemi bulandırdı. Sonbaharda İstanbul'da Taksimde, Beşiktaş'ta bu insanların biz moderniz ilericiyiz hatta sıksanız çok süper sosyalistiz havalarıyla yer işgal etmeleri ciddi anlamda sinirlerimi bozdu. ODTÜ'ye bile bulaşmalarından bahsetmek bile istemiyorum zaten. Bazı yönlerden faşist durduğumu biliyorum ve bunun farkındayım, diğer partileri de yedikleri haltlara rağmen mazur gördüğümden değil ama PKK'yla alakalı şeyler artık milletçe içimize işlediğinden midir nedir bilemiyorum ama gerçekten bana çok ağır koyuyor. Hala milletvekillerine garezim var, hala politikayla alakalı muhabbetlerde kanım çekiliyor sinirden ama o özel nefret karışımını PKK'ya saklıyorum sanırım açık seçik adam öldürmekte en usta olan onlar olduğu için. (gerçi yakın takipçileri olmak isteyenler de var)
Her neyse sanırım çok konuşuyorum, böyle bir yazı yazman yine de beni mutlu etti gerek geri döndüğünü gerekse bazı şeyleri unutmadığını görmek iyi oldu. İyi akşamlar.