Perşembe, Ocak 30
Öylesine bir şeyler işte
Mutlu olmak çok sıkıcı. İnsanlar mutluluk paylaştıkça artar falan der ya, saçmalık. Mutluluğumu paylaşmaya çalışırken kendimi sanki etrafımdaki insanlara hava atıyor gibi hissediyorum. Zaten mutluluğun pek paylaşılacak bir yanı yok gibi. İnsanlar mutluyken düşünmezler. (veya düşünürken mutlu olamazlar, ikisi de aynı değil mi zaten?" "Hiç de değil," dedi Şapkacı. "O zaman şunlar da aynı anlama gelirdi: 'Yediğimi görüyorum demek, gördüğümü yiyorum demekle aynı şey'!".) (Gerisini yazmak için çok tembelim. Son iki parantezi boş verin gitsin.) Mutluyken sadece keyfini çıkarırsınız, geri kalanını umursamazsınız. Oysa hüzün... çok daha üretken bir duygu. Çünkü eğer bir şey hakkında düşünürseniz o anki ruh halinizi etkiler bu, mutluyken niye düşünsün ki insanlar? (En azından benim için geçerli bu. Niye sadece benim için geçerli olabilecek şeyleri çoğul olarak anlattığımı bilmiyorum.)
Aslında, şu an çok mutlu olmam gerekirdi. Zira notlarım iyi, öğretmenler beni seviyor, tatildeyiz, istediğim her şeye sahip değilim çünkü insanların istekleri asla bitmez, çünkü ulaştığınız hedefler çekiciliğini kaybeder, çünkü "Omne ignotum pro magnifico" (Latince'yi seviyorum, neredeyse hiç bilmesem bile.) yine de oldukça iyi durumda sayılırım. Ancak hala mutlu değilim. Büyük ihtimalle düşündüğüm için.
Çok zeki ya da bilge olduğumu düşünmüyorum, yine de bazen ben bile bazı şeyler görüyorum. Sanki bir anlığına bir duvarda bir pencere görünüyor ve kayboluyor. Sanki içinde bulunduğum hayata ve dünyaya uzaktan bakıyorum. Amacımı ve geleceğimi düşünüyorum. Neden yaptıklarımı yapıyorum? Diyelim iyi bir liseye ve sonra da iyi bir üniversiteye girdim ve bitirdim falan filan... Sonra? Ne yapacağım? Geleceğimin nasıl olacağı hakkında en ufak bir fikrim yok. Tamamen sıradan biri olarak yaşamak ve ölmek istemiyorum. Şu ana kadar hayatımda hiçbir başarım yok. Çok rahatsız edici. Okulda art arda takdir almak bir başarı mı? Derslerimde (hemen hemen) hiç zorlanmadım. Zaten rahatlıkla yapabildiğim bir şey için ödüllendirilmek adil mi? Bu gerçek bir başarı mı? Hayatımda gurur duyabileceğim tek şeyin bu tarz küçük başarılar olmasını istemiyorum.
Siz de bazen sanki var oluşun yapısında (Buraya uygun kelimeyi bulamadım. Tüm gerçeklik, bildiğimiz veya bilmediğimiz, var olan, olmuş veya olacak, hatta olmayacak her şeyi kastediyorum.) büyük bir eksik varmış gibi gelmiyor mu. Sanki her şeyin anahtarı önümüzde duruyormuş da biz inatla onun arkasını görmeye çalışıyormuşuz gibi.
Allah'a ve ölümden sonra yaşama inanıyorum, fakat sonsuzluğu düşünemiyorum. Sonsuza kadar yaşamak yanlış bir söz bence. Biz zaten sonsuzluğun içinde değil miyiz? Sonsuza kadar demek, sonsuzluğun aslında her şeyin sonu olduğunu kastediyor gibi. Sonsuzluk boyunca yaşamak daha doğru. Benim anlayamadığım şey de bu zaten. Herhangi bir neden, amaç veya son olmadan yaşamak... Gerçekten anlayamıyorum. Sanırım üzerinde bu kadar düşünmemin nedeni de bu.
Son yazdıklarım büyük ihtimalle acayip anlamsız. boş verin, iki paragraf öncesinden devam edeceğim ben.
BBC yapımı Sherlock'u görmüşsünüzdür belki. Sevdiğim bir dizi, her ne kadar romanlarla pek bağlantılı olmasa da. (Aslında romanlar değil de, zihnimdeki kurguyla bağdaştıramıyorum.) Her neyse, bu dizinin 2. sezon 3. bölümünde Richard Brook diye bir karakter var. (2. sezon 1. ve 3. bölümler izlediğim en iyi dizi bölümlerindendir fakat pek dizi izleyen biri değilim. Yine de bir şans vermenizi öneririm.) Fazla spoiler vermemeye çalışacağım, o yüzden Richard Brook'un bir oyuncu olduğunu söyleyeyim sadece. Yer aldığı sahnede oyuncu olduğundan bahsediyor ve kanıtlamak için bir televizyon çocuk programında anlatıcı olduğunu, programın DVD'ye de çıktığını falan anlatıyor. Bunu niye yazdığımı bilmiyorum fakat bununla övünüyor gibiydi (tamamen benim uydurmam büyük ihtimalle) ve bu bana inanılmaz derecede rahatsız edici geldi. Senaristlerin amacının bu olduğunu sanmam.
Giderek saçma şeyler yazmaya başladığımın farkındayım. Kısaca, sanırım büyümekten korkuyorum. Büyümek, sıradan biri olmak, kayda değer hiçbir şey yapamamış olmak istemiyorum. Normal insanlar gibi olmaktan korkuyorum sanırım. Sınıfımda bunları düşünmeyen diğer geri zekalılar gibi olmak isterdim. (Bunları düşünmeyenler geri zekalıdır demek istemiyorum. Onlar gerçekten geri zekalılar. Aslında bunları düşünmeyenler sağlıklı insanlardır büyük ihtimalle.)
Büyük ihtimalle aşırı derecede kendini beğenmişlik fışkırıyor bu son paragraftan. Boş verin. Yapabileceğimiz tek şey yaşayıp neler olacağını öğrenmek, her ne kadar bir şeyi öğrenmek için en iyi yol olmasa da.
Bir de konuyla tamamen alakasız ama bir ara mutlaka Interstella 5555: The 5tory of 5ecret 5tar 5ystem izleyin. Güzel film.
Daha fazla yazmayacağım çünkü bu notebook klavyesi adeta bir işkence aleti ve kendimi Patrick'in düşünürken ki hali gibi hissediyorum.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Ruh eşiyiz galiba knk *tamam vurma şakaydı*
YanıtlaSilVe zeki olduğunu düşünmenin övünmek, büyüklenmek olmadığını düşünmeye çalışıyorum veya bir iki insanın seni yetenekli bulmasını.. Ama öyle geliyor işte.
Ve bu yazıda pek çok şeyde haklısın aslında (Bazı yerler anlaşılmazdı, benden başkalarının da anlaşılmaz şeyler yazdığı veya yazmaya çalıştığını görmek ne güzel)
Bu yorumu gözden geçirmeden yollayayım en iyisi yoksa %75ini silicem asdfgfds
Diğer yazılarımı da üzerinde günlerce düşünerek yazmasam da en azından yazdıklarımı bir okuyordum. (ve çoğunlukla siliyordum. Ona rağmen önceki yazılarımın da çok mantıklı ve anlaşılabilir olduğunu düşünmüyorum.) Bu yazıdaysa tekrar okursam sileceğimi düşündüğüm hiçbir yeri okumadım ve büyük ihtimalle okusaydım (ve silseydim) yazı için daha iyi olurdu.
Sil